Bağlantı Kopyalandı!
← Bloga Dön

Zıt

Ben mevsimler arasından en çok kış mevsimini severim açıkçası. Benden bir parça gibi gelir kışın o soğuklu, o nemli havası. Hele bir de Ankara’nın o ayazı yok mu? İnsanın yüzünü yakar geçer. Parmakların donar, hissedemezsin bile. Atkı mı, o da ne? Hiç işe yaramaz valla’. Yanacak o yüz, donacak o eller; nemden ıslanacak o dudaklar; donacaklar. Ankara’nın ayazı ayazdır ayaz olmasına da Bolu’nun soğuğu da soğuktur hani. Kış ayında Bolu’daysanız; Türkiye’de mi yoksa bir İskandinav ülkesinde mi olduğunuzu anlayamazsınız. Güneş erkenden batar, geç doğar. Bir de kar yağdı mı... Bizim köyde kar bir yağdı mı tüm yollar kapanır. En az bileğinize kadar kara gömülürsünüz. Çeşmenin suyu aktığından donmamıştır ama bir içtiniz mi geçmiş olsun. İliklerinize kadar donarsınız. Dondurur o dağlardan gelen su. Bir de o yokuşu kışın elinde su bidonları ile çıkmak var.

Ama bunların hepsini çok severim ben. Üşümeyi de, donmayı da. Düşünsenize! Dışarıdan gelmişsiniz, kar yağıyor. Elleriniz donmuş vaziyette. Hemen üstünüzü değiştirip sıcak bir sahlep, bir sıcak çikolata ya da bir kahve... Battaniyenizi üstünüze atıyorsunuz, elinizde sıcacık içeceğiniz, dizlerinizde bilgisayarınız... Aman Tanrım! Eşsiz bir his. Üşümek bile güzeldir kışın.

İşte ben bu kadar severim kış mevsimini. Ama bir dakika... Benim en sevdiğim ay.... Haziran! Aman! Nasıl olur? Kışı bu denli, bu kadar seviyorken ben... Haziran nasıl olur da en sevdiğim ay olur? İşte, haziran kapıdayken bunları düşündüm. Mayısın otuzuncu gününün akşamı tiyatrodan dönerken aklım bu düşünce ile sarsıldı. Ertesi günden sonra kavuşacaktım “Haziranım”a. Ama bir dakika! Bir tezatlık yok mu burada? Bu kadar, tabiri caizse, “kışçı” olan birisi, benim gibi birisi, nasıl olur da yılın altıncı ayını... Hayır! Kışın tam tersi olan sımsıcak bir ayın başlangıcı olan ayı sevebilir ki?

Haziran kalbin tebessümüdür,
Kış ise ruhun huzuru.

Gerçekten de insanlarda “iki zıtlığın bir arada olamayacağı” gibi bir kanı var. Şöyle söylemek gerekirse, bir insan aynı anda hem üzgün olup hem mutlu olamaz veyahut bir insan aynı anda işini hem sevip hem de nefret edemez gibi. Ama hayır! Yine hayır! Bir insan aynı anda hem üzgün hem de mutlu olabilir. Bir insan aynı anda yaptığı işi sevip hem de (yaptığı işten) nefret edebilir. İnsanlar zıtlıklardan ibarettir ya zaten. Neden bazı şeyler birbirine zıt diye ikisinden birini seçmek zorunda kalalım ki? Anne-baba sorusu gibi biraz bu. “Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?” İkisine de diye bir cevap kabul edilmiyor oysaki. Neden? Neden ikisinden birini diğerinden daha çok sevmek zorunda olayım ki?

İşte benim durumum da biraz böyle açıkçası. Haziran benim için çok arkadaş canlısı bir ay. Çok sevecen, içten. Sadece adı bile oldukça samimi, değil mi? “Haziran” sadece bir kelime olmasına karşın bu durum diğer dillerde de devam ediyor. June (İng.) Juni (Alm.) Yuk-wol(Kor.) Kesäkuu(Fin.) Liùyuè(Çin.)...

Haziran benim için hep dostluğun ve sıcaklığın ayı oldu. Tıpkı güneşin tenimize işleyişi gibi, ruhumuza da neşeyi ve huzuru taşır. Ama herkes için böyle değil. Kimi, haziranı tarihin derinliklerinde saklı bir isimle anar. Kimine göre sadece bir geçiş, kimine göre ise yaşamın en coşkulu bölümü.

Velhasılıkelam, insan zıt şeyleri sevebilir. Evren zıtlık sayesinde var olmuştur zaten. Karanlık olmasaydı eğer aydınlık olmazdı. Kötülük olmasaydı da iyilik olmazdı. Seni sen, beni ben, onu o yapan içindeki, içimdeki, onun içindeki zıtlıklardır. Zıtlıklar birbirini tamamlar. Yapboz parçaları nasıl da birbirine zıttır, öyle değil mi? Birinin boşluğunun olduğu yer, diğerinde doludur oysaki. Ama zaten böyle olduğu için -zıt oldukları için- birbirlerini tamamlarlar. Tıpkı bizler ve içimizdeki zıtlıklar dünyası gibi.