Bağlantı Kopyalandı!
← Bloga Dön

Çevirmenin Gözünden Kitaplar:
Müge Kübra Oğuz

Okuduğumuz onlarca kitap... Her birinin dili, anlatımı, hissettirdikleri kendine özgü. Defalarca zevkle okuduğumuz yabancı kitapları bizler için anlaşılır kılan isimsiz kahramanlara “çevirmen” diyoruz. Bu yazıda siz değerli edebiyat severler için, başta Hyunam-dong Kitabevi, Kitapların İyileştirme Gücü kitaplarıyla bilinen Hıvang Borım'ın eserleri olmak üzere, dünyaca ünlü birçok eserin Türkçeye kazandırılmasına katkı sağlamış çevirmen Müge Kübra Oğuz'a ulaşarak röportaj yaptık. Bizi geri çevirmeyerek röportaj isteğimizi kabul ettiği için sayın çevirmenimize içtenlikle teşekkür ediyoruz. Çayınızı, kahvenizi aldıysanız; kitaplara farklı bir açıdan bakış atıyoruz.
blog görseli

Okurlarımıza kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba, 1988 yılında Kırklareli’nde doğdum. Üniversite eğitimimi tarih alanında tamamladım ve akademik çalışmalarım sırasında Kore tarihi ve kültürüne yoğunlaştım. Kore’nin 1800’lerin sonundaki dış politikalarını ele alan bir tezle doktora eğitimimi tamamladıktan sonra, bağımsız bir akademisyen olarak araştırmalarımı sürdürmeye başladım. Aynı zamanda Korece ve İngilizceden Türkçeye edebiyat ve kurgu dışı metinler çeviriyorum.

Küçüklüğünüzde kitap okumayı sever miydiniz?

Evet, kitaplarla aram hep çok iyi olmuştur. Çocukluğumda ailemin kitaplarının her zaman ulaşabileceğim yerlerde olması bu alışkanlığıma katkısı büyük. Kitapları karıştırmayı, sayfalarını incelemeyi çok severdim. Özellikle annemin lise yıllarında edebiyat yarışmalarından kazandığı imzalı kitaplar benim için çok kıymetliydi. Okul yıllarımda ise genellikle edebiyat kolunu seçen, okul kütüphanesini düzenleyen ve kitapların listesini çıkaran öğrenci oldum. Aynı dönemlerde yaşadığımız şehrin halk kütüphanesine de üyeydim. İlkokuldan itibaren düzenli olarak halk kütüphanelerine gider, gözümden kaçan kitapları orada keşfetmekten büyük keyif alırdım.

Sizi çeviri yapmak için harekete geçiren ne oldu?

Kore edebiyatı özelinde konuşmam gerekirse, hem akademik çalışmalarım hem de kültürüne olan kişisel ilgim nedeniyle yıllardır Koreli yazarların Türkçeye çevrilen eserlerini yakından takip ederim. Tür ayrımı yapmadan okurum; çünkü farklı alanlarda yazılmış olsalar da bu metinlerin her birinde Kore kültürüne, hayata bakışlarına ve düşünme biçimlerine dair izler bulmak mümkün. Doktora çalışmalarım sırasında bu ilgi daha da yoğunlaştı. Türkiye’de Kore tarihiyle ilgili Türkçe kaynaklara ulaşmakta zorlanınca, akademik çalışmalarım için Korece kitapları kendim çevirmeye başladım ve bu çeviriler üzerinden notlar aldım. Zamanla bu süreç, çevirinin benim için yalnızca bir araç değil, başlı başına anlamlı bir uğraş hâline gelmesini sağladı. Edebiyat çevirisi ise biraz daha sonra hayatıma girdi. Günlük ve akademik yaşamımda aktif olarak kullandığım Korece ve İngilizceyi, uzun yıllardır iç içe olduğum kitaplar ve edebiyatla buluşturmak istedim. Çeviri, benim için öğrendiğim dillerle bağımı canlı tutmanın yolu oldu.

Çeviri yaparken dikkat ettiğiniz unsurlar neler?

Çeviri yaparken en çok dikkat ettiğim unsurların başında, Kore edebiyatına özgü dili ve kültürel ögeleri Türk okura mümkün olduğunca doğru ve anlaşılır biçimde aktarabilmek geliyor. Böylece okur, metinde karşılaştığı ayrıntılarla bağ kurabiliyor. Bunun yanında, çeviri yaparken kültürel mirası ve toplumsal ilişkileri doğru yansıtmak benim için çok önemli.

Kore edebiyatında karakterlerin toplum içindeki konumları, kullanılan dil ve hitap biçimleriyle açıkça anlaşılabiliyor. Bu incelikleri Türkçeye aktarırken, hem anlamı korumaya hem de metnin doğallığını bozmamaya özen gösteriyorum. Böylece okur, metinde karşılaştığı ayrıntılarla bağ kurabiliyor.

Bir kitap çevirisi yapmak zor mu?

Kitap çevirisi yapmak elbette zaman zaman zorlayıcı olabiliyor; ancak bu zorluklar çeviri sürecinin doğal bir parçası. Özellikle farklı bir kültüre ait ögeleri Türk okurlara aktarırken, hem çeviri yaptığınız dile ve o ülkenin kültürüne hâkim olmanız hem de kendi dilinizi ve kültürünüzü iyi tanımanız büyük önem taşıyor. Bunun yanında, çeviri sürecinin önemli bir başka boyutu da zaman yönetimi.

Yayınevlerine teslim edilecek süreleri planlamak ve buna uygun bir çalışma disiplini oluşturmak, kitap çevirisi sürecinin zorluk açısından da en belirleyici unsurlarından biridir.

Çeviri yapmak günlük hayatınızı nasıl etkiliyor?

Çevirinin günlük hayatıma en büyük etkisi disiplin oldu. Özellikle zaman yönetimi konusunda gerekli özeni göstermezseniz, çeviri dosyasını aldıktan sonra teslim tarihine kadar nasıl bir çalışma planı izleyeceğinizi belirlemezseniz süreç oldukça zorlayıcı hâle gelebiliyor. Ben bu nedenle günümü belirli saatlere bölerek, yapmam gereken işleri önceden planlamaya çalışıyorum. Bu planı oluştururken kendimi yorgun ya da iyi hissetmediğim günleri de hesaba katmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Böylece hem çeviri sürecini daha sağlıklı yürütebiliyor hem de günlük hayatla denge kurabiliyorum.

blog görseli

Daha önce, herhangi bir eserin çevirisini yaparken "bu tam olarak benim" dediğiniz bir kısım oldu mu, olduysa hangi eserdi?

Bu konuda ilk aklıma gelen kitap Kitapların İyileştirme Gücü oldu. Hyunam-dong Kitabevi ve Sade Bir Hayat kitaplarıyla tanıdığımız Koreli yazar Hıvang Borım’ın, çevirisini yaptığım ve geçtiğimiz günlerde yayımlanan Kitapların İyileştirme Gücü, benim de kitaplarla çevrelediğim hayatımdan pek çok iz taşıyor. Çeviri sürecinde, sanki biri benim hayatımı gözlemlemiş ve bunu kitaba yansıtmış gibi hissettiğim anlar oldu.

Okurlarla buluşmanın içinizde uyandırdığı hislerden biraz bahsedebilir misiniz?

Çevirmen olmadan önce ben bir okurdum ve hâlâ da öyleyim. Bu yüzden Hıvang Borım'ın İstanbul ve Ankara’daki söyleşi ve imza günlerinde, aslında çok tanıdık bir duygunun içinde olduğumu söyleyebilirim; yalnızca bu kez masanın diğer tarafında yer alıyordum. Okurların yazarla buluşmak için duydukları heyecanı, kitaplarını imzalatırken yaşadıkları mutluluğu birebir gözlemleme şansım oldu. Her birinin yaşadığı o sevinci ben de içimde hissettim. Bunun yanında, bazı okurların kitapların çevirmeni olarak benimle de tanışmak istemesi ve kitaplarını çevirmenine de imzalatmak istemeleri beni ayrıca çok mutlu etti. İlgi gösteren ve bu duyguyu benimle paylaşan herkese buradan teşekkür etmek isterim.

blog görseli

Çeviri ile uğraşmak isteyenlere veyahut ileride mesleklerini çevirmen olarak icra edeceklere ne gibi tavsiyeler verirsiniz?

Çeviri yapmayı bir yapboz çözmeye benzetebilirim. Çevireceğiniz metin size bir bütün hâlinde gelse de çeviriye başladığınız anda sözcükleri tek tek ele aldığınızda elinizde yapboz parçaları gibi kalabilir. İşte bu parçaları, yani sözcükleri doğru yerlere yerleştirmek konusunda çevirmenin rolü başlıyor. Elbette çeviri yalnızca kelimeleri yan yana getirmekten ibaret değil. Çevireceğiniz eserin türüne göre farklı araştırmalar yapmanız gerekir. Örneğin tarihi kurgu türünde bir kitap çeviriyorsanız kitaptaki olayların geçtiği dönemi daha iyi anlayabilmek için ek okumalar yapmanız gerekecektir. Çünkü o dönemde halkın ve yöneticilerin kullandığı dil birbirinden farklı olabilir ve bu farkları çeviriye doğru biçimde yansıtmak gerekir. Aynı şekilde, bir kitapta birden fazla şive ya da lehçe yer alabilir. Bu nedenle çevirisini yaptığınız metnin dilini dikkatle okumak, metnin size ne sorduğunu ve sizden ne beklediğini gözden kaçırmamak büyük önem taşır.

Aralık 2025'te Türkiye'de, İstanbul ve Ankara'da, gerçekleşen Hıvang Borım’ın imza günü boyunca ünlü yazarın yanındaydınız. Bu konuda söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Sade Bir Hayat ve Kitapların İyileştirme Gücü deneme kitaplarının çevirisini yaptıktan kısa bir süre sonra, Hıvang Borım'ın Türkiye’ye geleceğini öğrendiğimde çok mutlu oldum. Eserlerini kendi hayatından detaylarla zenginleştiren bir yazar olduğu için, bu ayrıntılara bir çevirmen ve aynı zamanda bir okur olarak oldukça hâkimdim; gelmeden onu tanıyormuşum gibi hissediyordum. İstanbul ve Ankara’daki etkinlikler boyunca onu yakından tanıma fırsatı bulmak benim için büyük bir şanstı. Okurlarına verdiği değeri o kadar içten bir şekilde hissettiriyordu ki içimden “o hep yazsın, biz hep çevirelim ve okurlarla buluşmaları hiç bitmesin” istedim.

blog görseli

Çeviri yapmanın size kattıkları neler?

Çeviri yapmak hayatıma çok güzel insanlar kattı. Kitaplar hayatım boyunca hep benimleydi; ancak çeviriyle birlikte bu kitapların okurla buluşmasını sağlayan, işin mutfağında çalışan insanlarla tanışmak benim için ayrı bir değer taşıyor. Onların özverili ve heyecanlı çalışmaları ile detaylara verdikleri özeni yakından görmek çok kıymetli. Bunun yanı sıra çeviri, daha önce de bahsettiğim gibi hayatıma güçlü bir disiplin duygusu kazandırdı. Sorumluluk bilincimi artırırken, bazen tek bir kelimenin peşinden günlerce gitmek araştırmacı yönümü daha da geliştirdi. Kitapların özgün adlarını araştırmak, Türkçeye çevrilip çevrilmediğini kontrol etmek ve varsa o metinleri de okumak, okuma listeme yeni yazarlar ve yeni metinler eklememi sağlıyor. Bu da çevirinin hayatımı sürekli besleyen bir süreç olmasına katkıda bulunuyor.

Sizce çeviri yapmak için, dil hakimiyeti dışında, yeteneğe ihtiyaç var mıdır?

Kitap okumak bir yetenek işi değilse, çeviri yapmanın da doğrudan bir yetenek işi olduğunu düşünmüyorum. Her meslekte olduğu gibi çeviride de işini çok iyi yapanlar olduğu kadar, yeterince özen göstermeyenler de olabiliyor. Burada belirleyici olan, kişinin yaptığı işe ne kadar emek verdiği ve kendini bu alanda ne ölçüde geliştirdiği. Çünkü bir işe ne kadar istekle ve düzenli biçimde emek verirseniz, o konudaki yeterliliğiniz de zamanla o kadar artıyor. Çeviri için de bunun geçerli olduğunu düşünüyorum. Eğer iyi bir kitap çevirisi yapmak sizin hedefinizse, o noktaya ulaşmak için kendinizi her gün biraz daha geliştirmeye açık olmanız gerekiyor.


Daha fazla bilgi için bu bağlantıya tıklayabilirsiniz.